bu bir "nuri iyem" tablosu. kendisi kadınları pek bir çirkin ve ablak yüzlü çizer.
kadınlar kendini çizseydi hiç çirkin kadın tablosu olmazdı cihanda:P
valla okuduğum kitaplardan bi zevk almıyorum. napcam bilmem. pek bi beğenmezükçü oldum.
şu ara cihan aktaş okuyorum "seni dinleyen biri" kitabın adı... bence kitabın adı "okurken inleyen biri" olmalıymış:))

yüzündeki izler neyi anlatır
adanmışlık, üzgünlük, incinmişlik. gideceği yerden ziyade yapacağı yolculuğa kapılmış bir yolcu yüzü.
hiç bir şey yaşamamış gibi ilgisiz
birazdan yıkılacakmış gibi ağır.
kısaltılmış cümleler, uzamış düşünceler.
bir bulutu gözlerinden ayıran neydi
bir sabahı ellerinden.
aşık mı? değilim elhamdülillah:)
sadece aynaya bakıp dedim bunları. sonu biraz narsistce kabul ediyorum. zaten ey ayna! sana da canım sıkılınca bakmıyor muyum?

Bir çocuğun yastığına
Koyup başını,
Bir kuş sürüsü örtse üstünü
Ve tembihlese kuşlar;
“iki gözünde iki kanat takılı
çırp onları”
Bir kafese doldur
Boş sözlerini,
Bir kuşun üstüne bir “amin” bırak
Ağlamalar semaya akarak büyür
Sema “hüvelbaki”lere tutunarak
Şimdi göçmeni ol kahkahaların,
Büyüt damlalarda sırlarını..
“iki gözünde iki kanat takılı
uçur gözyaşını”

aşk;
sabah evden çıkarken sırtınıza geçirdiğiniz gri bir ceket gibi kolayca çıkarılıp fırlatılmaz. Anneniz gibi siz nazlanınca müsamaha gösterip nazınızı çekmez. Bir kasetin A–1 şarkısı gibi dinleyip ağladıktan sonra “stop” düğmesine basılıp durdurulmaz aşk. Aşk hep başa sarar kendini. Saçları iki belik değildir aşkın; alabildiğine uzun ve dağınıktır ve tarak geçmeyecek kadar da gürdür. Okşamaya gelmez, dolaşıklığı açılsın istemez, pasaklı bir kız çocuğu gibi ayaklarınızın altında gezinir durur. Bir çubuk makarnayı bile çatalına dolayamayan biri onun saçlarını taramaya nasıl talip olabilir?
sonsuz

Islak şehir sokaklarını en çok sana benzediği için severim. Böyle zamanlarda her birinin kör ve dilsiz olduğunu düşündüğüm sokaklar, bir anda hüzne açılır. Açılan her sokak bir taşın altında yahut bir mazgalın kenarında, bir duvarın dibinde “keder” i de emzirir. İşte bu yüzdendir ki, hüzün sokaklarında fazla gezinmek kedere sobelenmek demektir. Oysa sen de bilirsin ki “keder” değil sadece “hüzün” peygamberîdir.
Bir çığlık gibi yüzümde patlayan gülüşlere aldırmam. Ve bir ağ gibi kımıldayan şehrin, oynak ışıklarına takılmam. Sen benim tekilliğimin bitişi, çoğulluğumun başlangıcısın.
sonsuz
devamı genç dergi' de.

dilde derya olmuşuz.."
erzurumlu ibrahim hakkı hz.